Çarşamba, Şubat 11, 2009

Issız Adam V2

Filmi seyreden bazı arkadaşlar buradaki hayat tarzımızdan ötürü Alper’de kendimizi bulacağımızı düşünmüşler ki haklılar da. Benzetmenin temel nedeni, Alper gibi zamanında verilen bazı kararlardan dolayı duyulan pişmanlıklar ve madem evlenmiyoruz, günümüzü gün edelim şeklinde yaşanan hayatlarımız olsa gerek. Takbaba olsun, Abercrombie olsun hepimizin içinde birer Alper var. Harcanmışlıkların arkasından rakı kadehleri eşliğindeki namelerde su yüzüne çıkan depreşik duygular ve sonrasında Benny Benassi eşliğinde içimizdeki Alper canavarının uyanıp bünyeye hakim olması durumu bizi en güzel anlatan ruh hali.

Ama bizim Alper biraz farklı. O yüzden de karar verdim ve senaryo da ve müziklerde biraz değişiklik yaparak filmi tekrar yayınlamayı uygun gördüm.

1. Öncelikle Ada karakteri oturmamış. Cümleler bir ilkokul çocuğuna şiir okutturur gibi çok zorlama ve detone olmuş. Daha doğal cümlelerle, kilit konumdaki ilk tanışma sahnesini ve son 10 dakikadaki konuşmaları yeniden yazdık.

2. Alper’in para karşılığı cinsellik yaşamasını senaryodan çıkardık. Bize ters çünkü. Grup olarak aldık bu kararı. Danışmanlarım da bu karara kesinlikle katılıyorlar.

3. Filmde yeterince Anadolu’nun bağrından kopup gelen delikanlı esintileri olmadığına karar verdiğimizden dolayı, Alper’i filme en az bir kere raki masasına oturtup, güzelce efkarlandırıp, aslında ikilemlerde olabilecek bir potansiyeli olduğu işlemeye karar verdim.

4. Evdeki ilk yemek sahnesinden sonra Ada evi terkederken kapıda beklemeliydi. Hiç bir kız yapmaz bunu. Bizim sahnede Ada direk çıkıcak, Alper koşup kolundan tutup içeri geri çekip öpecek. Sahneyi daha inandırıcı kılmak açısından bu şart. Öyle artist artist kapıya yaşlanıp durmak olmamış yani.

5. RTÜK Kararıyla bu maddeyi kaldırdık ;)

6. Alper’in Ada konusundaki sıkıntıları iyi yansıtılmamış. Bizim senaryoda Alper kabuslar görüyor Ada’yla birlikteyken. Kendini kafese kapatılmış hissi iyi yansıtılıyor böylelikle. Ayrılık sahnesinden önce Alper Ada’yi bu nedenle aldatıyor. Aldatma da eskilerden bir manitayla oluyor ki orda Alper’in ne kadar sıkıldığını, ilişkinin ona göre olmadığını, özgürlüğünü geri istediğini bir konuşma ile perçinleyelim.

7. Sonrasında Alper’in özgürlüğe ve bekarlığa olan özlemi hat safhaya çıkacak, annesinin yorumları iyice onu daraltacak ve sonunda Alper patlayacak. Ayrılık sonrası tabi Alper hemen manitalara geri dönecek.

8. Ada Alper’in annesini ziyaret edecek ve o sıra da Alper’in yatağında yatacak. Sonra o gece rüyasında Alper'in çocukluğunu görüyor ve karşısında Alper varmış hissiyle uyanıyor ve bir bakıyor ki Alper yok. O sırada arka planda Vega’dan 'Bu sabahların bir anlamı olmalı' çalıyor, Ada ağlıyor (PS: Gidin şarkı sözlerine bakın)

9. Ada dönüşünde Alper'i başka bir kızla sarmaş dolaş görüyor ve arka plandan Nilüfer “Intizar” giriyor. Pılını pırtısını toplayıp dukkanı boşaltıp Istanbul'dan kaçıyor.

10. Olayı iyice dramatik hale getirmek için, Alper’in annesi de Ada’nın ziyaretinden sonra acıya dayanamayıp üzüntüsünden vefaat ediyor. Alper abisinden annesinin Ada'nın acısından gittiğini öğreniyor. Sonra İstanbul'a döndüğünde toka olayı gercekleşiyor ve Alper iptal. Öyle cıbıl cıbılken de ağlatmıcaz esas oğlanı. Gözlere ve yüzdeki pişman ifadeye odaklı bir ağlama sahnesi. Öyle uzaktan cıbıl adamın ağlaması olayı değil yani. Sonrasında Alper restoranı bırakıp inzivaya çekiliyor. Sonra o garson eleman çocuk sevgisi olayıyla Alper'i tekrar hayata döndürüyor.

11. En sonunda da Alper Ada'yla karşılaşıyor. Ve yıkılmadım ayaktayım rolünü yapıyor ama bu sefer dayanamayıp ağlayaraktan son anda 'Seni hiç unutamadım Ada' diyiveriyor. İşte o anda 'Anlamazdın anlamaaaaazdın....' sozleri girerken ikisi de sarılıyor ve ağlıyor. Sonra Alper kendisini bir şekilde geri çekip, arkasına bakmadan hızlıca uzaklaşıyor. Ada gözü yaşlı arkasından bakarken Alper ağlaya ağlaya sokakta kalabalığın arasına karışırken de perde iniyor.

Budur işte. Ben olsam filmi böyle çekerdim. MBA filan hikaye! Gidip film çekip bütün memleketi ağlatmak istiyorum. Cem Yılmaz'ı notürlücem abi budur olay.

Salı, Şubat 03, 2009

Çağan Irmak

Bu Çağan Irmak adlı yönetmen bünyeye zarar. Adamın ilk filmini askerde izlemiştim (utanmadan 21 günlük tatile askerlik de diyoruz böyle.) Sinema gecesi diye toplanıp gitmiştik askeri sinemamıza.Güruh halinde üniformalı, birçoğunun elinde sigara olan er tayfası akın akın dolduruyordu ortamı. Testesteronu maximum düzeyde olan 1000 tane asker düşünün; öyle bir ortam işte. Neyse girdim oturdum bir koltuğa. Yanda Microsoftçu arkadaşlar filan (Manga ikibin üçyüüüüz.) Memleketten uzak kalmışım, o zamanlar takip de etmiyorum o yüzden film hakkında fikrim yok. Herkes gidiyor ben de gidiyim modunda ordayım.

Çağan Irmak'la o gece tanıştım işte. Babam ve Oğlum filmi ile o toplanmış 1000 tane askeri toptan ağlattı eleman. O dışarda külhanbeyi gibi gezen koca kalabalık ağlamaktan kızarmış gözlerle bir koşu kendisini dişarı atıp sigarayla avundu film sonrasında. Herkes dumur, herkes bi ağlamaklı. Biz de payımızı almıştık.

Bütün bu olanlardan sonra dün gece salak gibi oturup Issız Adam'ı izledim. Bu sefer etrafımda 1000 tane er yoktu o yüzden tek başıma izleme şerefine eriştim. Hem böyle daha güzel oldu çünkü ağlasan da delikanlılığa leke sürdürmüyorsun. Hem sonra Ayla Dikmen'in "Anlamazdın" şarkısını bir aydır telefona melodi yapmışım enayi gibi ne olur ne olmaz. İnsan rakı masasında dinlediği şarkıyı melodi yapınca haliyle bu süre içinde hafif melankolik bir bünye oluşturuyor. O yüzden karizma açısından tek başına olmakta da fayda vardı aslında. Neyse kısaca ifade etmek gerekirse uzun zamandır bana bu kadar dokunan film olmamıştı. Filmin sonlarına doğru şarkı pat diye girince zaten ben de şerit koptu. Sonrasını hatırlamıyorum.

Bugün Abercrombie ile telefonda konuştuk ve dün akşam o da filmi izlemiş. Alper de kendini bulmuşsundur kesin, arayacağını biliyordum diye dalga geçiyor benimle. Bir daha Çağan Irmak filmi seyreden ne olsun !